AnaSayfa | Haber | Makale | Sinema | Kitap | Şiir | Fıkra | Hikaye | Sohbet | Radyo | Burçlar | Forum | Sağlık | Duvar | Yemek tarifi
Turkish English German French  
İçinizdeki Ses! Gabile.com   BOGAZDAN:[istanbul] GELECEK DAHA GÜZEL OLACAK. İÇİMDE BİR HİS VAR :)))))))))))))).     |     Nogay34:[istanbul] Cehennem topukların üzerinde 👠👠.     |     wildclawz95:[istanbul] karakteri bazıları sembol sanar,bazıları yaşam biçimi,yaşam biçimi olarak görenlere ne mutlu.     |     askicinhersey0:[Bursa] seni seviyorum diyebilecgm biri vardir belkiiiii.     |     ling1:[Ankara] bu sıteye bır fıltre koysak yalancıları dısarı atsak ne guzel olurdu degıl mı ???.     |     a33a:[Bursa] merhaba nasılsın.     |     Lidya_26:[istanbul] hadi antalyaaa ne duruyosunnnn :).     |     rxstria:[Antalya] kafamda deli sorular.     |     destpotca:[istanbul] sıkılıyorum ama :).     |     benimlekal35:[New York] Souna kadar bir yastikta yaslanalim.....     |     hadigayri27:[istanbul] BUYURUN TANIŞALIM.     |     olgungay_ilkP:[istanbul] ....     |     Erdem_pasif:[istanbul] Kocaman günaydın herkese.     |     PikeAS:[istanbul] parası olnı alkşlıyoruz (bülent ersoy gibi) olmyanı dışlyoruz ötekileştiryoruz emrullah ve ekin gibi.     |     Sevdigim35:[izmir] Günün ADAMI oLmaya çalışma HAK¡KAT¡N ADAMI oLmaya çalış Çünkü! Gün Değ¡ş¡R HAK¡KAT değ¡şmez<<.     |     SiLentDeath:[Mersin] selamı aleyküm nasılsınız beyler?.     |     MaleModelTr:[Ankara] Merhaba güzel insanlar :).     |     EX0T1C:[istanbul] Kafam kadar güzelmisiniz? :).     |     sumisali:[istanbul] Arayışım gizlilik seviye ve saygı içinde bir birliktelik .     |     bymimik:[istanbul] Ve Pişmanlıklar , Eyvah’larını Giydirirken Kat Kat Hayat Son Hamlesini Yapar , Şah ve Mat .     |    
Login
Lütfen Bilgilerinizi Giriniz.
Rumuz:
Şifre:
Şifremi Unuttum

Şu an Online
2372 Üye var




Hızlı Ara | Detaylı Ara | Özel Ara | Yeni Üyeler | Popüler 100 | Eylul TOP 10

  •       GÜNÜN HİKAYESİ      

İLAHİ AŞK :

Günlerden bir gün güneşe uyandı gönül. İlk kez gözlerini açtı
varlığa. Önce aslına baktı. Yüzünde binlerce ışık gezinen bir aynaydı özü.
Aynasında iç içe geçmiş binlerce göz saklıydı. Sonra baktıkça baktı etrafına.
Bir çiçeğe değdi gözleri önce. Zarif boynu, incecik renkli yapraklarıyla ne hoş
şeydi bu. Çiçeğin kokusuna büründü gönül, binbir rayihadan geçip, beyazı seçti
en çok, alın, morun, sarının arasından. Beyazı sevdi. Aklığa, saflığa,
katışıksızlığa özlemdi bu belki. Beyaz, renklerin sultanı, beyaz sinesinde
gökkuşakları saklı. Kök salar her renk boyasına beyazın ya, sevdası beyaza
ondandı. Sonra bir kuşu sevdi gönül. Kanatlanıp alabildiğine, kucak açtı
masmavi göklere. Uçtu, uçtu, uçtu sonsuz ufuklara. Gökler hiç kimsenin
olmadığı kadar onundu. Bir düş gördü gönül kuşun kanatlarında. Apak bulutlar,
uçuşan kar taneleri düşüne renkler kattı. Düşe sevdalandı gönül. Adı
hürriyetti onun.
Sonra bir ağaca özendi gönül. Bir tepeye kurulup sapasağlam
gövdesiyle yüzyıllarca yaşayan, kolları göklere uzanan, kökleri toprağın
damarlarına karışmış bir ulu ağaçtı o. Güneşin altın ışıklı ikindilerinde
yemyeşil yaprakları tatlı hışırtılarla bir o yana bir bu yana salınırdı usulca.

Gelinlik giyerdi baharlarda, meyvelerle dolardı elleri yazlarda.
Kuşlara, sincaplara yuvaydı merhametli kolları. Ağaç bir türkü söylüyordu ılık
bir meltem gibi yalayarak geçerken ona bakan gözleri. Yemyeşil ovalarda
asırlardır duyulurdu sesi. Ağacın türküsü huzurdu. Gönül huzuru sevdi.
Sonra gönül toprağı gördü. Sımsıcak ve kara yüzüyle ana toprağı.
Bağrında nice nazireler saklıydı. Vakti gelince kapıları açılırdı hazinelerin,
fışkırırdı ağaçlar, otlar cümle nebatat. Toprağın elleri sımsıcaktı, cömertlik
kokuyordu; hele de yağmur sonrası. Severdi gönül vereni. Toprağa sevgisi bu
yüzdendi.
Sonra göklere uzandı gönül. Uçsuz, bucaksız maviliklerde yüzen
bulutları sevdi. Susayan canlara damla damla serinlik göklerden gelirdi.
Çöllere dönerdi yeryüzü, buluşmasaydı suyla. Çölü kim severdi?
Ve gönül gördü daha binlercesini. Sevdi ayrı ayrı her birini.
Sevdikçe yüzünü sevdiğine çevirdi. Ona hep gülümseyecekti ebedî. Madem ki
cömertlik, huzur, sevgi, güzellik yüzündeydi her birinin. Varlık en değerliydi.
Gönül sevdi her gördüğünü aynasında. Yüzüne tutulan renklere bulandı her
gördüğüyle. Doğduğundan beri sevdi hayatı, yaşamayı, sonsuz varlığı. Hep
sürseydi bu böyle, düşünmeden fazla ötesini, oh ne güzeldi! Hangi çocuk
oyuncaklarla oynamaktan bıkardı ki?
Bir gün ama bir gün... Ölümü gördü gönül. Nefesini duydu tam da
yanında.
Daha önce gördüklerine benzemiyordu ölüm. Korktu, kaçtı önce,
gözlerini yumdu binlerce kere. Oysa kaçış yoktu hiçbir nefse, göz yummak
nafile.
Dünya güzel, dünya capcanlı, dünya onun iken ölüm de ne demekti?
Elveda tüm sevgililere, gülen yüzlere, öyle mi? Bir kara deliğin bağrına dökmek
varlığı ve varlığını, ölüm bu mu? Ölüm, yokluk mu, bitiş mi, son mu?
Ölümü şikâyete gitti gönül sevgililerine. Dile geldi onca varlık.
Ölümün kapısından giremezdi onunla ne çiçekler, ne kuşlar, ne toprak, ne
ağaçlar, ne gökler. Gelmeyecekti hiçbiri beraberinde. Arkadaşlıkları ve
alıştıkları yoktu yalnızlığın en koyusundayken gönle. Elleri uzanmazdı
hiçbirinin o an ellerine.
Gönül küstü, gönül darıldı tüm sevdiklerine. Güler yüzler solmuştu
birdenbire. Gönül acı çekti bir zaman kendi içinde. Arayanı, soranı olmadı
ölümün eşiğinde.
Peki bunca güzellik, sevgi, hikmet, temizlik, sanat, ilim.. neydi
varlığın bedeninde görülen? Köksüz ağaç olur mu? Güneşsiz ışık gelir mi?
Öyleyse neydi kaynağı buncanın? Özünde neler saklıydı varlığın?
Nihayetinde gönül anlamaya başladı. Önce hayatı anladı ölümün
yüzünde. Ölüm anlattı hayatı. Göründüğü gibi değildi özü hiçbir şeyin. Ne
toprak cömert, ne gökler güzel, ne bulutlar merhametliydi. Gönül aynasına
yansıyanların ışıkları başka yerdendi. Sonra hayat anlattı ölümü. Herkesin
ebedî yolculuğunda uğrayacağı bir eşikti o. Lezzetleri acılaştıran son değil,
bitiş değil, sadece bir duraktı ölüm. Ve ne mutluydu hazırlığını yapanlara.
Cennetlere açılan kutlu bir koridora dönüşürdü o zaman ölüm.
Gönül kendine dönüp baktı... Anlamı neydi öyleyse varlığının.
Sonra duydu ansızın uzaklardan bir seslenişi. Aradıkça kuvvetlendi sesleniş,
aradıkça çoğaldı, sisler dağıldı. Tatlı bir çağrıydı bu. Samimî, katışıksız,
apaydınlık. Çiçeklerin olmadığı güzellikte, ağacın tatmadığı huzurda, göklerin
bilmediği özgürlükte, toprağın hissetmediği merhametlilikteydi sesleniş.
Gel... Gel... Batırıp gidenlere, yitip kaybolanlara bağlanma.
Onlar sadece Yaratan'a götüren vasıtadır. Bedenleri kırılmaya mahkûm aynadır.
Işıklarının kaynağı Yaratan'dır. O ki Ebedî Dost'undur, seni
bekliyor, varlıkların dilleriyle sana mesajlarını yolluyor. Ne duruyorsun.
Gel...
Gel... Gel...
Gönül ayağa kalktı. Varlığın silinmişliğinde yudumlarken
yalnızlığın en koyusunu, çağrıya uydu. Gönül cennetlere çağrılıyordu. Gönül
aşk denizine daldı. Sonsuz damlaların arasına kendi özünü de kattı. Aktı,
aktı, aktı ebediyetlere...
Gönlün adı artık 'ilâhî aşk'tı.

.:. Editör : PReNS_LeoN .:.       

Okunma: 3471

»» Diğer Hikayeler ««


|   İletişim  |   Sözleşme  |   Yardım  |   Site Haritası  |  

Gabile.com bir tanışma, arkadaşlık ve eğlence servisidir.
Bu siteye üye olan herkes Kullanıcı sözleşmesini okumuş ve kabul etmiş sayılır.
Her hakkı saklıdır. Copyright ©1999-2013 GaBiLe


GaBiLe Bir Kodme Hizmetidir.